Pazar, Nisan 27, 2008

Vizyon meselesi...


Evet, hepimizi çok üzüldük, bu maçı alsaydık haftaya Gençlerbirliği maçından sonra tur atabilecektik, son maçında Bordeaux sayesinde UEFA'da tur atlayan, Bursaspor ve Denizlispor'un berabere kalmaları sayesinde Fortis Türkiye Kupası'nda tur atlayan Galatasaray, sayemizde de büyük bir avantaj elde etti. Ancak olaylara biraz daha geniş bir açıdan bakmamız gerekiyor. Bu sene özellikle ilk ikiye girerek Şampiyonlar Ligi'ne gitmemiz çok önemli. Neden mi? Çünkü dün Yüksek Divan Kurulu toplantısında beyan edildiği üzere Şampiyonlar Ligi'nden bu sene toplam 43 milyon YTL gelir elde ettik. Oyuncuların pazar paylarındaki artış yani bonservislerinin kazanmış olduğu değer artışı da cabası. Olaylara bu açıdan baktığımızda Şampiyonlar Ligi kulüp için en birincil hedef olmaktadır. Liverpool örneği hepimizin önünde: Ligde şampiyon olamamalarına rağmen yıllardır final oynuyorlar Şampiyonlar Ligi'nde... Elde edilecek olan maddi gelir işin birinci boyutudur. İkinci boyut ise şudur: Fenerbahçe'miz bu sezon UEFA sıralamısında şu an için 51.468 puanla 45. sırada yer almaktadır. Bu puanlama son 5 yıldaki puanların toplamından oluşmaktadır. Son 5 yılda almış olduğumuz puanlar sırasıyla şu şekilde:

2.1450,
10.7735,
7.3200,
11.0125 ve
20.2175.

Önümüzdeki sene 5 yıl önce almış olduğumuz 2.1450 puan değerlendirme dışı kalacak ve Şampiyonlar Ligi'nden ortalama bir puan (yaklaşık 10 puan) almamız durumunda dahi minimum 10 sıra yukarıya tırmanacağız. Olaylara tüm bu açıdan baktığımızda şampiyonluk yolunda büyük bir yara almış olabiliriz ama ilk ikiye girmemiz de takımımızın vizyonu açısından yabana atılmaması gereken bir başarıdır. Tüm bu noktada yapılması gereken takımımıza bu hedef yolunda destek olmak ve takımımızın ilk ikiye girebilmesi için gereken tüm desteği vermektir. Kupa kaldırmak elbetteki çok önemli ama bu fotoğrafı stadda yaşadığınız anı hatırlayın tüyleriniz diken diken olmamış mıydı:

(Kaynak: http://www.antu.com/)

Hem mali olarak hem de kulübümüzün Avrupa vizyonu açısından kaybedilmiş hiç bir şey yoktur.
HEP DESTEK TAM DESTEK

Cumartesi, Nisan 19, 2008

Denizlispor maçındaki Berke




Denizlispor maçı benim adıma daha farklı bir önem taşıyordu, çünkü Berke ve Faruk dedesi ile birlikte tribündeki yerimizi almıştık. 5 yaşındaki bir çocukla tribünlerde yer almak çeşitli zorlukları da göze almanız anlamına geliyor. Genelde çocuğunuzu omzunuza aldığınız için özellikle arkanızdakilerin görüntüsünü kapatmamak için maçı basamak seviyesinde seyrediyorsunuz ki bu önünüzdekilerle hemen hemen aynı seviyeye geliyor. Olmadı kucağınıza almak zorunda kalıyorsunuz. Veya "baba tuvaletim geldi", "baba karnım acıktı", "baba susadım", "baba acıktım" gibi mini problemleri gidermekle kalmıyorsunuz, "baba hoparlörler nerede?", "baba kalenin arkasındaki o hareketli sopa ne? (jimmy jib)", "baba hakemler neden kırmızı giyiyor?" gibi tüm soruları cevaplamak zorunda kalıyorsunuz. Ancak tüm bunlar camiaya yeni bir Fenerbahçe taraftarı katmak uğruna en keyifli anlar olarak hatıralara geçiyor. Tabi siz bunları göze alarak çocuğunuzu maça götürdüğünüzde etrafınızdaki herkes ama herkes size en büyük desteği veriyor: onunla konuşarak, sorularına cevap vererek, hatta ona yerini verip kendisi daha kötü konumda maçı izleyerek, o rahatsız olmasın diye sigara dahi içmekten vazgeçerek, o maçı daha rahat seyretsin diye etrafımızdaki herkesin kendi konumunu ona göre ayarlayarak, ben yorulduğum zaman onu kucağına alarak dinlenmemi sağlayan Mustafa abisi başta olmak üzere bize çok büyük destek verdiler. Bu akşamımızın güzel ve keyifli geçmesini sağlayan Fenerium Üst D Blok 10, 11 ve 12. sıradaki tüm arkadaşlarımıza, camiamıza yeni bir Fenerbahçe'li katma çalışmalarımız esnasında tüm problemleri bertaraf ettikleri için çok teşekkür ederiz.


Kanarya'nın sesi Horoz'u bastırdı...

Denizlispor'da, sakat Roman Kratochvil'in yanı sıra kadro dışı kalan Souleymanou Hamidou, Gökhan Güleç, Zafer Demir ve Bülent Ertuğrul yoktu. Yaşanan ekonomik kriz ve futbolcuların antrenmana çıkmama eylemi ile son 3 haftadır sıkıntılı günler geçiren Denizlispor'da, tüm futbolculara para cezası verilmiş, 4 futbolcusu da kadro dışı bırakılmış, son iki hafta da puansız kapatılmış.
Diğer tarafta geçen haftanın kahramanı(!) Kežman, ayrıca cezalı Vederson'un yerine defansa çekilen Uğur Boral, onun önüne gelen Deivid ve sağ kanadın kendisine bırakıldığı Kazım.
Herkes tribünlerde çok rahattı. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu'ndaki sondan 2. maçtı bu maç. Tüm taraftarlar takımı uzunca bir süre seyredeyemeyecek olmanın getireceği özlemle maça akın etmişti. Takımın cömertçe kaçırdığı pozisyonlar maçın rahat geçeceğinin habercisiydi. Denizlispor'un stresten uzak futbolu, bu maçı Fenerbahçe adına çok rahatlatmıştı.
Not1: Bu Yusuf, "yürüye yürüye adam geçen" oyununu zamanında Fenerbahçe'de de oynasaydı, bugün kendisini çok daha farklı yerlerde görürdük.
Not2: Fenerbahçe tribünleri en ufak bir taşkınlık ve küfür olayı çıkarmamıştır ve tüm taraftarların haklı takdirini toplamıştır.

Pazar, Nisan 13, 2008

Happy birthday Kežman, yaşa FENERBAHÇE...


Penaltı bu, kaçar mı kaçar, penaltı haklı mıydı, soru işareti. Bunlardan daha önemlisi penaltı pozisyonundan hemen önce Kežman kaleci ile karşı karşıya kalacaktı ki top kontrolünü yapamadı ve de rahat bir pozisyondayken topu önüne alamadı, devamında penaltı oldu.

Eğer sizin forvetiniz topu önüne alamıyorsa,
adam eksiltemiyorsa,
kuvvetsiz ve topu her ayağına aldığında ayağı titrermişcesine topu kontrol etmekte güçlük çekiyorsa,
yedek kaldığında problem yaratıyorsa,
oyundan alındığında soyunma odasına gidip maçın sonunu beklemeden çekip gidiyorsa,
Chelsea maçından sonra "Fenerbahçe'nin başarısı" sorulmasına karşılık "medya yüzünden yedek kaldım" diyorsa,
penaltıyı ben atacağım diye bizim 5 yaşındaki Berke'den daha fazla inat yapıyorsa,
bu noktada oldukça problem var demektir.

Pozitif bakalım:
Şampiyonluk yolunda kalan 5 maçtan birinde ders çıkarmalık bir olay yaşanacak idiyse bu maç en iyi maçlardan biridir.
Diğer bir yönü de eğer Kežman'ın gitmesi için bir maçı vermesi gerekiyorduysa bu maç en iyi maçlardan biridir.

Dün 29. yaş gününü kutlayan Kežman, Fenerbahçe'ye harika(!) bir doğumgünü armağanı vermiştir.

Happy birthday Kežman,
Yaşa FENERBAHÇE...

Çarşamba, Nisan 09, 2008

Teşekkürler FENERBAHÇE


Takım gururlu bir mücadele ortaya koymuş, Chelsea gibi bir markaya tek gol farkla elenmiş, oynanan oyunun kalitesinden stattaki tüm taraftarlar memnun ki takımı sahaya çağırıp "Bu taraftar sizinle gurur duyuyor" diye tezahürat etmiş; ama birileri çıkıp tüm üzüntümüze karşılık yaraya tuz basarmışçasına,

- Kezman neden ilk onbir başlamadı?
- Oyuncu değişikliklerinde neden bu kadar geç kalındı?
- Gördük Semih'i ilk onbir'de...
- Maldonado oynatılarak Selçuk'a yazık ediliyor,
- Takım ilk yarı hiç pozisyon bulamamış,
- Alex orta sahada misket oynamış.

vs. diyorlar...

Fenerbahçe buraya kadar geldiyse Zico'ya, ekibine ve futbolcularına teşekkür etmekten başka bir şey yapılamaz. Önemli olan bundan sonra da bu başarıyı tekrarlamaktır. Bu başarının tekrarlanması ve ilerilere götürülmesi için gereken önlemleri şimdiden almaktır. Bunun haricinde her şey boş, her şey anlamsızdır. Neredeyse sadece Lampard ve Drogba'nın tüm Fenerbahçe maliyetine denk gelen bir takımdan bahsediyoruz burada, toplam maliyetinin 4 katı olan bir takım. Ve görüyoruz ki Fenerbahçe'mizin bu başarılarından dolayı 2009'dan itibaren 5 takımla katılacağız ve Lig Şampiyonu direkt olarak Şampiyonlar Ligine katılabilecek. Tüm bu başarıların kalıcı olmasını sağlamak en büyük hedefimiz olmalıdır. Kulübümüzü ve takımımızı bu noktalara taşıyabilmek için tüm Fenerbahçeliler ellerinden gelen her şeyi yapmalıdırlar. Geçenlerde Bilgin Gökberk'in dediği gibi:
"Adam orta sahada doğmuş orta sahada büyümüş...
Orta sahada evlenmiş. Orada çocukları olmuş. Orada yemiş içmiş...
Allah uzun ömür versin orta sahada ölecek. Adama orta sahayı bile anlattılar. Aziz bey tınmadı."
Biz de eleştirilerimizde daha ölçülü ve daha makul olursak, takımı her şeye rağmen desteklersek başarı kendiliğinden gelecektir.
Hep destek, tam destek.

Hem yaşattıkların, hem de yaşatacakların için
Teşekkürler FENERBAHÇE

Salı, Nisan 08, 2008

Kayseri maçı üzerine

Maç çok da güzel başlamıştı, hakem açısından da Fenerbahçe açısından da... Fenerbahçe özellikle ilk 15 dakikada pozisyonlar buluyor, ancak bunları değerlendiremiyordu. Özellikle sağ kanattan etkili olan Fenerbahçe'de Gökhan Gönül'ün bindirmelerine karşılık önünde Mehmet Topuz oynuyordu ve Gökhan'a karşı etkisiz kalıyordu. Ancak maçın başındaki pozisyoların ardından Mehmet Topuz'u Gökhan'ın öünden alarak Kayserispor'un sağ kanadına gönderiyordu Tolunay Kafkas. Bu dakikalardan sonra oyun dengelenmişti. Hatta Kyserispor golü dahi buldu. Bundan sonra hakemin koptuğu pozisyon geldi. Kornere çıkmamış, Serdar'ın çizgi üzerinde tuttuğu topta korner kararı vererek tepki toplayan hakem Sivriservi, pozisyonun dönüşünde Iglesias'ın Serdar ile karşı karşıya kalmasının ardından maçtan koptu. Ve hafta içerisinde tartışılan pozisyonlar ortaya çıktı. Yaptığım ilk iş Kayserispor'un ligin ilk yarısında Edu'ya gösterilmiş olan haksız kırmızı kartın ardından neler söylediğine bakmaktı. Maçın hemen ardından yapılan açıklama "Fenerbahçe yaygara yapıyor!" şeklinde olmuş. Evet, hakemler kötü maçlar yönetiyorlar ancak kötü yönetilen maçların ardından objektif bir şekilde değerlendirme yapılmazsa bundan başka bir sonucu düşünmek hayalperestlik olur. Her hakem hatasının arkasında bir şey aramaka kimseye bir şey getirmeyecektir. Önemli olan, kötü maç yönetmiş olan hakemlerin uluslararası standartları yakalamaları için gereken altyapının oluşturulmasıdır.