Pazartesi, Haziran 16, 2008

Perşembe, Mayıs 22, 2008

O penaltıyı Alex kaçırsaydı...

Dev final beklenildiğinin aksine hızlı başladı. İlk 15 dakikalık dilim içinde M.United rakibi Fenerbahçe'ye göre biraz daha istekli bir görüntü çizdi. M.United'da sol çizgi tamamen Cristiano Ronaldo'ya emanet edilirken, Fenerbahçe'de ileri uçta kahramanlık beklenen isim Mateja Kezman'dı. Maçta ilk dakikalarda M.United sıkı savunmasıyla dikkat çekerken, Fenerbahçe alışık olunan futbolunu oynamakta yine kararlıydı. Sarı lacivertlilerde orta saha ve defans oyuncuları Luzhinki Stadyumu'nda aile gibiydi. Kendi yarı sahalarında çember oluşturan Fenerbahçeli futbolcular kademe anlayışından vazçmedi.
Sağ kanatta Brown'un ceza sahası önünden penaltı noktası üzerine açtığı milimetrik ortada sahneye Cristiano Ronaldo çıktı. Futbol dünyasında altın varaklarla şovunu sürdüren yıldız isim Cristiano Ronaldo gelen güzel ortaya bir pivot forvet misali yükseldi ve havada resim çekildikten sonra yaptığı güzel vuruşla Fenerbahçe kalecisi Volkan'ı avladı. M.United dev finalde, 26. dakikada Ronaldo ile öne geçerken, tribünlerdeki kırmızı bayrakların coşkusunu arttı. Bu gole kadar takımların sahadaki kontrollü görüntüsü Ronaldo'nun kafasıyla sahneden çekildi.Maçta Ronaldo'nun golünün iki takımın da tüm oyun dengesini değiştirmesiyle pozisyonların ardı arkası kesilmedi.
Fenerbahçe'nin 33. dakikada kaçırdığı golün ardından Wayne Rooney ile başlayan M.United atağı sarı lacivertlilerin insan üstü özellikleriyle kalesini koruyan Volkan'a takıldı. Rooney yaklaşık 60 metre uzaklıkta sol kanatta Ronaldo'yu görürken, Portekizli bekletmeden içeri ortaladı. Tevez'in uçarak vurduğu kafa vuruşunu Volkan uzaklaştırırken, ceza sahası önüne gelen meşin yuvarlağı Carrick filelere göndermek istedi ama yine Volkan sahnedeydi, topu kornere uzaklaştırdı. Carrick müthiş bir pozisyonda takımını 2-0 öne geçirme fırsatını geri tepti. İki dakika içinde oluşan iki pozisyon nefesleri kesti.
Mücadelede ilk yarı 1-0 M.United üstünlüğü ile bitecek diye beklenirken 45. dakikada Fenerbahçe'nin Gökhan ile başlayan atağı Aurelio'nun golle sonlandırmasıyla durumu 1-1'e getirdi. Ronaldo'nun golünden sonra açılan ve M.United kalesinde zaman zaman etkili olmaya çalışan Fenerbahçe, Gökhan'ın uzaktan vuruşunda top M.United defansına çarparak ceza sahası içinde Aurelio'nun önüne düştü. Aurelio bu fırsatı geri tepmedi ve topu fileler ile buluşturdu. Fenerbahçe hayata Aurelio ile dönerken maça tekrar ortak oldu.
Fenerbahçe'nin ikinci yarıdaki büyük egemenliği ile geçen 45 dakikada takımlar bir kez daha fileleri havalandıramayınca dev finalde 90 dakika 1-1 eşitlik ile tamamlandı. M.United'ın oyunu geride savunma yaparak kabul edişi, Ronaldo'nun ikinci devredeki durgunluğu, Sir Alex Ferguson'un takımını saha kenarında izleyişi ikinci devrede M.United adına gözden kaçmayanlar listesinde yer aldı.

Fenerbahçe'de 45 dakika içinde oynanan iyi futbol taraftarlarını umutlandırdı. 90 dakika sonunda düdük çaldığında Fenerbahçe'nin M.United kalesine tam 20 kez şut girişimi olmuştu. ManU cephesinde ise bu rakam 8'de kaldı. Maç uzatmalara giderken Fenerbahçe'nin oyunda ipi eline aldığı ama dev finalin sürprizlere gebe olarak M.United'ın küllerinden doğabileceği ihtimali de vardı.
Moskova'da yağmurun ıslattığı futbolcular 115. dakikada birbirlerine girerek tempoyu gerilim açısından da arttırırken bu gerilimde kırmızı kartla oyun dışında kalarak şok olan isim Mateja Kezman oldu. Tevez-Alex geriliminde Vidic ile karşılaşan Kezman, rakibine küçük bir tokat atınca Lubos Michel direk kırmızı kartla Sırp futbolcuyu oyun dışına gönderdi. Yağmur Kezman'ı oyundan çıkarken daha çok ıslatıyor, bu sefer canını yakıyordu. Bu dakikadan sonra tempo karşılıklı olarak ortada tutuldu ve 120 dakika sonunda da eşitlik bozulmayınca penaltı atışlarına geçildi.
Penaltılar film gibiydi:
Tevez attı, Vederson da kaçırmadı.
Carrick attı, Lugano cevap verdi.
Ronaldo kaçırdı! Aurelio attı, Fenerbahçe taraftarı heyecan içinde...
Hargreaves attı, Deivid attı, avantaj sürüyor.
Nani attı, Alex topun başında...
Alex atsa bitecekti, ayağı kaydı, düştü, direğe çarptı..
Anderson attı, Semih cevap verdi. Şanslar eşit..
Giggs attı, Edu kaçırdı ve sarı lacivert taraf yıkıldı, en büyük M.United oldu.
(Not: Dünkü maçın orjinal yorumu www.sporx.com'dan alıntı yapılmıştır.)


Maçı bu kadar uzun tutmamın sebebi sizleri maç atmosferine sokmak içindi. Şimdi bir düşünün: o penaltıyı, yani 5. penaltıyı Alex kaçırsaydı n'olurdu? Tam kupanın bir ucundan tumuşsunuz, adamın ayağı kayıp düşüyor, zor pozisyonda topa vuruyor ve topu direğe nişanlıyor. Herkes havaya zıplayacakken başını ellerinin arasına almak zorunda kalıyor. Kupa gidiyor ve İstanbul'a dönüş. Bundan sonrasını siz tahmin edin.


Bu yazıyı yazmamdaki amaç bir hayal kurmak, hayaller dünyasında yaşamak değil. Spor bu, bir sürü mutluluk bir sürü de üzüntü olacak. Adamın ayağı kaymasa kupayı alacakken, adamın ayağı kayıyor ve hooop kupa öbür tarafa gidiyor. Yani işe ekonomik olarak bakarsanız adamın ayağının kayması onlarca milyon Euro'ya maloluyor. Bunun için insanlara fiziksel darpta bulunmak, onların yolunu kesmek, yani diyeceğim odur ki bu oyuncular finale çıksalar da finalde bu şekilde kaybetseler dahi memnun olmayacak bir kısım olabilecektir. Olaylara her zaman bardağın boş kısmından bakan kişiler bu kulübe destek olabilecekleri yerde köstek olacaklardır. Eleştiri tabi ki her zaman olacak ama bu akl-ı selim içerisinde olmadığı takdirde takıma zarar verecektir.
Hep destek tam destek...

Pazartesi, Mayıs 05, 2008

B.A.G.B.A.K. veya "Are you player?"


Bu sözler Fenerbahçe - Gençlerbirliği maçında bire bir adam geçme konusunda son derece maharetli olan (!) Kežman için kaç kere söylendi bilmiyorum. Hatta insanlar Sivas -GS maçından GS'nin gol haberleri geldikçe işi makaraya sarıyorlar, Kežman'a tribünden "Are you player?" diye bağırıyorlardı. Bu değerli özdeyiş bilindiği üzere geçen hafta GS maçı sonrasında Kežman'ın arcının yolu kesilerek kendisine içkinin de etkisiyle gösterilmiş olan tepkiydi. Halbuki herkes şampiyonluk adına umut dolu başlamıştı maça. Herkes takımın galip geleceğinden son derece emindi. Kadroda Ali Bilgin'i görenler "Hadi hayırlısı bakalım!" diyorlardı. Ama Uğur'un taç atışında topu rakibe teslim ederek golü yememizin ardından ibre terse dönmüştü. Bu esnada tüm skorlar lehimize olmasına karşılık kendi maçımızda mağlup duruma düşmüştük. Sivas ve Kasımpaşa 1-0 öndelerdi ama biz kendi işmizi halledemiyorduk. Oyuncu değişikliklerinin ardından devrenin sonu yaklaşmaktaydı. Ve serbest vuruş kazandık. Alex topun başına gelirken Mustafa bana "Bu pozisyon gol olsa sevinir misin?" diye sormuştu. Ben daha cevap veremeden Alex ortayı yaptı, Aurelio, Edu ve gooool. Biz Mustafa ile donduk kaldık, birbirimize baktık ve daha sevinmeye fırsat kalmadan kahkahalar koptu. Karşılaşmanın her iki yarısında da Kežman bir tek adam bile geçemezken sözleşmesine aldığı ücret ile ilgili olarak geçeceği rakip oyuncu sayısına yönelik madde konacağı esprileri de yapılıyordu. Sonuçta Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne katılmayı garantilemişti. Tüm arkadaşlar ile okulun son günüymüşçesine vedalaşırken bu sezonun sadece futbolcuları değil biz tarftarları da mental olarak yorduğunun farkına varıyorduk. Bu sezon, bizlere yaşattıkları her şey için tüm takıma sonsuz teşekkürler...

Pazar, Mayıs 04, 2008

Melekler inanın, inanın melekler...

Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçından önce Caferağa Spor Salonu'ndaki Fenerbahçe Acıbadem - Eczacıbaşı Zentiva arasındaki Aroma bayanlar voleybol ligi final serisi 2. karşılaşmasını izlemeye gittim. Caferağa'nın atmosferini gitmiş olanlar bilir, küçük tek tarafta tribün olan bir salondur. Genel olarak girişin sol tarafında en ateşli taraftar grubu bulunur. Ben de girer girmez gittim o grubun içerisine... Herkes bildiği kadar, öğrenebildiği kadar yorumlarda bulunuyor, arada voleyboldan anlayan bazı kişiler de çıkıyordu. Karşılaşma boyunca en çok söyelenen tezahürat 2 sene evvel kaybedilen şampiyonluk zamanı sıkça söylenen tezahüratın bayan voleybolculara uyarlanmış haliydi:
Melekler inanın, inanın melekler,
Güzel günler göreceğiz güneşli günler,
Caferağa'da Eczacı'yı devireceğiz,
Şampiyonluk şarkıları söyleyeceğiz.
Tüm bu şartlarda bayan voleybolcularımız çok iyi bir maç çıkarmalarına karşılık tie-break setinde 14-13'ten seti 14-16 kaybederek karşılaşmayı da 2-3 kaybetmiş oldular. Bu sonuçla final serisinde yine 2-3 yenilerek maalesef 0-2 geri düşmüş olduk. Ancak bu maç bende taraftarlar adına şu duygu ve düşüncelerin oluşmasına sebep oldu: Fenerbahçe taraftarı, kulübün her branşına ilgi gösteriyor ve her alanda takımlarının almış oldukları başarılar sayesinde sadece futbol takımına entegre olmaktan çıkarak gerçek taraftar oluyorlar. Bununla birlikte bir taraftar sporun her dalına ilgi duyarak komple bir taraftar oluyor. Kuralları iyi bilmese de, bazen hakemlerin hangi kararı neden verdiğini anlamasa da, taraftar her zaman Fenerbahçe Spor Kulübü'nün faaliyet gösterdiği her branşta sporcularına destek olmaktadır.

Pazar, Nisan 27, 2008

Vizyon meselesi...


Evet, hepimizi çok üzüldük, bu maçı alsaydık haftaya Gençlerbirliği maçından sonra tur atabilecektik, son maçında Bordeaux sayesinde UEFA'da tur atlayan, Bursaspor ve Denizlispor'un berabere kalmaları sayesinde Fortis Türkiye Kupası'nda tur atlayan Galatasaray, sayemizde de büyük bir avantaj elde etti. Ancak olaylara biraz daha geniş bir açıdan bakmamız gerekiyor. Bu sene özellikle ilk ikiye girerek Şampiyonlar Ligi'ne gitmemiz çok önemli. Neden mi? Çünkü dün Yüksek Divan Kurulu toplantısında beyan edildiği üzere Şampiyonlar Ligi'nden bu sene toplam 43 milyon YTL gelir elde ettik. Oyuncuların pazar paylarındaki artış yani bonservislerinin kazanmış olduğu değer artışı da cabası. Olaylara bu açıdan baktığımızda Şampiyonlar Ligi kulüp için en birincil hedef olmaktadır. Liverpool örneği hepimizin önünde: Ligde şampiyon olamamalarına rağmen yıllardır final oynuyorlar Şampiyonlar Ligi'nde... Elde edilecek olan maddi gelir işin birinci boyutudur. İkinci boyut ise şudur: Fenerbahçe'miz bu sezon UEFA sıralamısında şu an için 51.468 puanla 45. sırada yer almaktadır. Bu puanlama son 5 yıldaki puanların toplamından oluşmaktadır. Son 5 yılda almış olduğumuz puanlar sırasıyla şu şekilde:

2.1450,
10.7735,
7.3200,
11.0125 ve
20.2175.

Önümüzdeki sene 5 yıl önce almış olduğumuz 2.1450 puan değerlendirme dışı kalacak ve Şampiyonlar Ligi'nden ortalama bir puan (yaklaşık 10 puan) almamız durumunda dahi minimum 10 sıra yukarıya tırmanacağız. Olaylara tüm bu açıdan baktığımızda şampiyonluk yolunda büyük bir yara almış olabiliriz ama ilk ikiye girmemiz de takımımızın vizyonu açısından yabana atılmaması gereken bir başarıdır. Tüm bu noktada yapılması gereken takımımıza bu hedef yolunda destek olmak ve takımımızın ilk ikiye girebilmesi için gereken tüm desteği vermektir. Kupa kaldırmak elbetteki çok önemli ama bu fotoğrafı stadda yaşadığınız anı hatırlayın tüyleriniz diken diken olmamış mıydı:

(Kaynak: http://www.antu.com/)

Hem mali olarak hem de kulübümüzün Avrupa vizyonu açısından kaybedilmiş hiç bir şey yoktur.
HEP DESTEK TAM DESTEK

Cumartesi, Nisan 19, 2008

Denizlispor maçındaki Berke




Denizlispor maçı benim adıma daha farklı bir önem taşıyordu, çünkü Berke ve Faruk dedesi ile birlikte tribündeki yerimizi almıştık. 5 yaşındaki bir çocukla tribünlerde yer almak çeşitli zorlukları da göze almanız anlamına geliyor. Genelde çocuğunuzu omzunuza aldığınız için özellikle arkanızdakilerin görüntüsünü kapatmamak için maçı basamak seviyesinde seyrediyorsunuz ki bu önünüzdekilerle hemen hemen aynı seviyeye geliyor. Olmadı kucağınıza almak zorunda kalıyorsunuz. Veya "baba tuvaletim geldi", "baba karnım acıktı", "baba susadım", "baba acıktım" gibi mini problemleri gidermekle kalmıyorsunuz, "baba hoparlörler nerede?", "baba kalenin arkasındaki o hareketli sopa ne? (jimmy jib)", "baba hakemler neden kırmızı giyiyor?" gibi tüm soruları cevaplamak zorunda kalıyorsunuz. Ancak tüm bunlar camiaya yeni bir Fenerbahçe taraftarı katmak uğruna en keyifli anlar olarak hatıralara geçiyor. Tabi siz bunları göze alarak çocuğunuzu maça götürdüğünüzde etrafınızdaki herkes ama herkes size en büyük desteği veriyor: onunla konuşarak, sorularına cevap vererek, hatta ona yerini verip kendisi daha kötü konumda maçı izleyerek, o rahatsız olmasın diye sigara dahi içmekten vazgeçerek, o maçı daha rahat seyretsin diye etrafımızdaki herkesin kendi konumunu ona göre ayarlayarak, ben yorulduğum zaman onu kucağına alarak dinlenmemi sağlayan Mustafa abisi başta olmak üzere bize çok büyük destek verdiler. Bu akşamımızın güzel ve keyifli geçmesini sağlayan Fenerium Üst D Blok 10, 11 ve 12. sıradaki tüm arkadaşlarımıza, camiamıza yeni bir Fenerbahçe'li katma çalışmalarımız esnasında tüm problemleri bertaraf ettikleri için çok teşekkür ederiz.


Kanarya'nın sesi Horoz'u bastırdı...

Denizlispor'da, sakat Roman Kratochvil'in yanı sıra kadro dışı kalan Souleymanou Hamidou, Gökhan Güleç, Zafer Demir ve Bülent Ertuğrul yoktu. Yaşanan ekonomik kriz ve futbolcuların antrenmana çıkmama eylemi ile son 3 haftadır sıkıntılı günler geçiren Denizlispor'da, tüm futbolculara para cezası verilmiş, 4 futbolcusu da kadro dışı bırakılmış, son iki hafta da puansız kapatılmış.
Diğer tarafta geçen haftanın kahramanı(!) Kežman, ayrıca cezalı Vederson'un yerine defansa çekilen Uğur Boral, onun önüne gelen Deivid ve sağ kanadın kendisine bırakıldığı Kazım.
Herkes tribünlerde çok rahattı. Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu'ndaki sondan 2. maçtı bu maç. Tüm taraftarlar takımı uzunca bir süre seyredeyemeyecek olmanın getireceği özlemle maça akın etmişti. Takımın cömertçe kaçırdığı pozisyonlar maçın rahat geçeceğinin habercisiydi. Denizlispor'un stresten uzak futbolu, bu maçı Fenerbahçe adına çok rahatlatmıştı.
Not1: Bu Yusuf, "yürüye yürüye adam geçen" oyununu zamanında Fenerbahçe'de de oynasaydı, bugün kendisini çok daha farklı yerlerde görürdük.
Not2: Fenerbahçe tribünleri en ufak bir taşkınlık ve küfür olayı çıkarmamıştır ve tüm taraftarların haklı takdirini toplamıştır.

Pazar, Nisan 13, 2008

Happy birthday Kežman, yaşa FENERBAHÇE...


Penaltı bu, kaçar mı kaçar, penaltı haklı mıydı, soru işareti. Bunlardan daha önemlisi penaltı pozisyonundan hemen önce Kežman kaleci ile karşı karşıya kalacaktı ki top kontrolünü yapamadı ve de rahat bir pozisyondayken topu önüne alamadı, devamında penaltı oldu.

Eğer sizin forvetiniz topu önüne alamıyorsa,
adam eksiltemiyorsa,
kuvvetsiz ve topu her ayağına aldığında ayağı titrermişcesine topu kontrol etmekte güçlük çekiyorsa,
yedek kaldığında problem yaratıyorsa,
oyundan alındığında soyunma odasına gidip maçın sonunu beklemeden çekip gidiyorsa,
Chelsea maçından sonra "Fenerbahçe'nin başarısı" sorulmasına karşılık "medya yüzünden yedek kaldım" diyorsa,
penaltıyı ben atacağım diye bizim 5 yaşındaki Berke'den daha fazla inat yapıyorsa,
bu noktada oldukça problem var demektir.

Pozitif bakalım:
Şampiyonluk yolunda kalan 5 maçtan birinde ders çıkarmalık bir olay yaşanacak idiyse bu maç en iyi maçlardan biridir.
Diğer bir yönü de eğer Kežman'ın gitmesi için bir maçı vermesi gerekiyorduysa bu maç en iyi maçlardan biridir.

Dün 29. yaş gününü kutlayan Kežman, Fenerbahçe'ye harika(!) bir doğumgünü armağanı vermiştir.

Happy birthday Kežman,
Yaşa FENERBAHÇE...

Çarşamba, Nisan 09, 2008

Teşekkürler FENERBAHÇE


Takım gururlu bir mücadele ortaya koymuş, Chelsea gibi bir markaya tek gol farkla elenmiş, oynanan oyunun kalitesinden stattaki tüm taraftarlar memnun ki takımı sahaya çağırıp "Bu taraftar sizinle gurur duyuyor" diye tezahürat etmiş; ama birileri çıkıp tüm üzüntümüze karşılık yaraya tuz basarmışçasına,

- Kezman neden ilk onbir başlamadı?
- Oyuncu değişikliklerinde neden bu kadar geç kalındı?
- Gördük Semih'i ilk onbir'de...
- Maldonado oynatılarak Selçuk'a yazık ediliyor,
- Takım ilk yarı hiç pozisyon bulamamış,
- Alex orta sahada misket oynamış.

vs. diyorlar...

Fenerbahçe buraya kadar geldiyse Zico'ya, ekibine ve futbolcularına teşekkür etmekten başka bir şey yapılamaz. Önemli olan bundan sonra da bu başarıyı tekrarlamaktır. Bu başarının tekrarlanması ve ilerilere götürülmesi için gereken önlemleri şimdiden almaktır. Bunun haricinde her şey boş, her şey anlamsızdır. Neredeyse sadece Lampard ve Drogba'nın tüm Fenerbahçe maliyetine denk gelen bir takımdan bahsediyoruz burada, toplam maliyetinin 4 katı olan bir takım. Ve görüyoruz ki Fenerbahçe'mizin bu başarılarından dolayı 2009'dan itibaren 5 takımla katılacağız ve Lig Şampiyonu direkt olarak Şampiyonlar Ligine katılabilecek. Tüm bu başarıların kalıcı olmasını sağlamak en büyük hedefimiz olmalıdır. Kulübümüzü ve takımımızı bu noktalara taşıyabilmek için tüm Fenerbahçeliler ellerinden gelen her şeyi yapmalıdırlar. Geçenlerde Bilgin Gökberk'in dediği gibi:
"Adam orta sahada doğmuş orta sahada büyümüş...
Orta sahada evlenmiş. Orada çocukları olmuş. Orada yemiş içmiş...
Allah uzun ömür versin orta sahada ölecek. Adama orta sahayı bile anlattılar. Aziz bey tınmadı."
Biz de eleştirilerimizde daha ölçülü ve daha makul olursak, takımı her şeye rağmen desteklersek başarı kendiliğinden gelecektir.
Hep destek, tam destek.

Hem yaşattıkların, hem de yaşatacakların için
Teşekkürler FENERBAHÇE

Salı, Nisan 08, 2008

Kayseri maçı üzerine

Maç çok da güzel başlamıştı, hakem açısından da Fenerbahçe açısından da... Fenerbahçe özellikle ilk 15 dakikada pozisyonlar buluyor, ancak bunları değerlendiremiyordu. Özellikle sağ kanattan etkili olan Fenerbahçe'de Gökhan Gönül'ün bindirmelerine karşılık önünde Mehmet Topuz oynuyordu ve Gökhan'a karşı etkisiz kalıyordu. Ancak maçın başındaki pozisyoların ardından Mehmet Topuz'u Gökhan'ın öünden alarak Kayserispor'un sağ kanadına gönderiyordu Tolunay Kafkas. Bu dakikalardan sonra oyun dengelenmişti. Hatta Kyserispor golü dahi buldu. Bundan sonra hakemin koptuğu pozisyon geldi. Kornere çıkmamış, Serdar'ın çizgi üzerinde tuttuğu topta korner kararı vererek tepki toplayan hakem Sivriservi, pozisyonun dönüşünde Iglesias'ın Serdar ile karşı karşıya kalmasının ardından maçtan koptu. Ve hafta içerisinde tartışılan pozisyonlar ortaya çıktı. Yaptığım ilk iş Kayserispor'un ligin ilk yarısında Edu'ya gösterilmiş olan haksız kırmızı kartın ardından neler söylediğine bakmaktı. Maçın hemen ardından yapılan açıklama "Fenerbahçe yaygara yapıyor!" şeklinde olmuş. Evet, hakemler kötü maçlar yönetiyorlar ancak kötü yönetilen maçların ardından objektif bir şekilde değerlendirme yapılmazsa bundan başka bir sonucu düşünmek hayalperestlik olur. Her hakem hatasının arkasında bir şey aramaka kimseye bir şey getirmeyecektir. Önemli olan, kötü maç yönetmiş olan hakemlerin uluslararası standartları yakalamaları için gereken altyapının oluşturulmasıdır.